31 Ağustos 2013 Cumartesi

Çikolata ve Dünyası




Kaybolan ışıkların unutulan yalnızlıkların hayat bulduğu bir dünya...
Kimileri erken, kimileri geç bulur sessizce keşfeder bu dünyayı kimisi de çabuk kaybeder… Mucizelere inanmayı öğretir bu dünya… 
Zaman kavramı yoktur, yolculuklara erken başlarsın her geç kaldığında..
Kaybolursun adeta bir girdabın içindesindir..

Başka hayatlarda, başka vücutlarda yalnızlığı terkedilmeyi haykırırken, çığlıklarını ölü bedenlerin sessizliği bile duymazken, bu dünyanın kapıları sana çoktan aralanmıştır..
Hiç var olmadı bu dünya..
Sen hiç olmadın..
Tutkularından, benliğinden kaçtın uzaklaştın öylece..
Bir köşede yenilmeyi bekledin, bazen hazmettin..
Bugünü değil yarını bekledin..
O kadar çok karmalarınla yaşadın ki unuttun yeniyi, geleceği, hayallerini…
Her defasında karıştırdın geçmişin kırıntılarıyla ..

Geçmişi bir gelecek yaptın ve ona dönük yaşadın..
 
Kayboldun !
Unutuldun !
Suçladın !
Suçlandın !
Affetmedin !

Affedilmedin !
Reddedildin !
Aldatıldın !
Kabullenmedin!
Yalnızdın ve hep öyle kaldın ! 

Seni bekleyenleri görmedin..
Hedeflerini, hayallerini görmedin...
Tutkularını görmedin..
Kutudan çıkan çikolatayı tatmadın ve oyunlarını görmedin..
Bu dünyayı görmedin..



Ama o seni gördü...

30 Ağustos 2013 Cuma

30 Ağustos Zafer Bayramımızı Gururla Kutluyoruz

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI ANLAM VE ÖNEMİ

Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.
Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk'ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. Amasya Genelgesi'nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920'de TBMM'yi kurdu. Böy-lece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı'nın merkezi Ankara oluyordu.
TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. "Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü"nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu'da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar'a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, or-dularına: "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz." emrini verdi.
Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal'e "gazi" unvanı ve "Mareşal" rütbesi verildi.
Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı'ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı. 1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikle-ri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydmld". İstanbul'daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi yaptırıldı. Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal'in başkomutan-lığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos'ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis'te vardı. Bu savaş, Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.
Büyük Tarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir'e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline "dur" diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zaferi her yıl, 30 Ağustos günü, bayram yaparak kutluyoruz.



8 Ağustos 2013 Perşembe

Geçmişteki Gelecek 22 Yaşında

Kime göre, neye göre belirlendiği bilinmeyen doğru-yanlış karmalarıyla gitti gidiyor yirmili yaşlar... Geçmişe göre geleceğin on yılını planlıyor, bu plana göre hareket ediyor - edemiyor, geçip gidiyor ve izliyor hayat bir köşeden... On yıl önce böyle düşüneceğini bilse büyümek ister miydi insan acaba ...  '' Her Yaşın Başka Güzelliği Vardır. '' der büyüklerimiz, peki neden her yaşında bir önceki yaşını özler insan ?
Geçmişin kapalı perdelerinde hep bir arayış halindeyiz. Çok mu boş yaşadık ? Ya da çok dolu yaşadık, artık dolu yaşamak için bir sebebimiz mi yok  ? , Bizi hayata bağlayan değerlerimiz yok mu ? , Maddi veya manevi ihtiyaçlarımızı, beklentilerimizi karşılayamadığımız bir hayat mı yaşadık ? Nedir bizi geçmişe bağlayan, bu sonu olmayan düşünceler ? Her ne kaybettik veya ne kazandık ki geçmişte arıyoruz  ?  Ben birkaç cevap buldum bu sorulara ...
Geçmiş; bir öğretmendir, ondan ders almak gerekir. Eski bir sevgilidir, unutulmayan aşklarla doludur. Bir gurur kaynağıdır, kalıcı olabilirsin. Kin ve nefrettir; bilenerek yaşarsın. Bir aynadır, nasıl bakarsan öyle gösterir. Bazen de unutulmayan dostluklardır, hatırlanması gereken... Nankördür ama hiçbir zaman geri gelmez. Bugün, yarın ''dün'' olduğunda o hiç bir zaman değişmez. Yürüdüğümüz zaman köprüsünde,  attığımız her adım, onu daha çok büyütecektir. Geçmişle iyi anlaşmak gerekir, bugünü ve yarını önemsiyorsak...

'' Dünle beraber gitti, düne ait ne varsa cancağızım..Bugün yeni şeyler söylemek lazım ''... Mevlana Celaleddin Rumi


Uğur Coşkun

Kelebeğin Ömrü


Kapatmadığım o kadar hesap varki sen varlığımı bile unutmuşken, bu karışık, sıkıcı satırlara nasıl başlayacağımı bilmiyorum.. Yaşadıklarım aşkın üçüncü yüzüydü sanırım.. Herkesçe kabul edilen ama bilinmeyenler var bu kez sahnede.. Bana geçmişin acıları ve koskocaman bir şehrin yalnızlığı eşlik ediyor sana attığım her adımda.. Ama sen yoksun.. Duyguların yok.. Sevgin yok.. Yokluğun var sadece, birde tamamladıklarım..

Seni severken imkansızı sevdim ben.. Bedeli yokluğunda olsa yaptığım hatalardan dersimi aldım prenses.. Senden çok çok uzakta, bir gülüşün için imkansızı yendim sessizce.. Sen yine yoktun.. Ulaşılmaz bir yerdeydin kalbimde.. Başka başka hayatlardaydın.. Sessizce beklediğim uçup giden kelebeğimdin sen..

Mor kapaklı defterimizin son satırlarında; ne sevgimi, ne acımı, ne de yalnızlığımı unuttum.. Senin kapattığın benim bitirdiğim o defter, biraz sonra kül olmadan bilmeni istedim, yeni bir defter aldım kendime.. Orada ismin yazarmı yazmazmı bilmiyorum ama senin için bir sayfa var.. Senin yazmaya değer bir geleceğin varsa, benimde kötü bir geçmişim yok ve yaşanmaya değer bir gelecek var görebilirsen.. Ben gördüm umarım sende bir gün görürsün..
  
Bazen herşey doğru görünür bazı yanlışlarla, ama bir yanlışı düzeltmek gerçek bir doğru kazanmaktır bu hayatta ...

Uğur Coşkun